Nur-ul-Envar - Blogcu


« Önceki | Sonraki »

10/5/2008

Baba nasihatleri

 

 

 

 

 

 

  Oğlum! Şu üç ibâdetinde mutlak surette kalbini teyakkuz hâlinde bulundur, aklın ve kalbin başka yerde olmasın! Bunlar, Kur’ân-ı Kerîm okurken, Rabbini zikrederken ve namaz kılarken. Bu üç hâlde bir an bile aklını ve   gönlünü başka yere verme. Allah’ın huzurunda olduğunu unutma! Yoksa yönünü kıbleye çevirip de, aklın başka şeyler peşinde olursa, bunun değeri zaafa uğrar. Yönünü İslâm’ın doğduğu ilk mâbed olan Kabe’ye, kalbini de Hazret-i Allah’a bağla! Ayrıca ariflerden olmak istersen; sükûtun fikir, bakışın ibret ve dileğin tâat olsun. Zîra bu üç haslet, ariflerin alâmetidir.

  Oğlum! Kul borcundan son derece sakın! Bir kuruş borç yüzünden, kabul olmuş pek çok ibâdetin sevabı gider. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, borçlu olarak ölenlerin namazını kılmazdı. Bundan maksadı, zengini merhamete getirip alacağını bağışlatmaktı. Mümin, borç yaparken fuzûlî yere borca girmez. Lâkin zarûreten borçlanırsa ve ödemek niyetiyle alırsa, Allah Teâlâ ona yardımcı olur. Hattâ ödemenin gayreti içinde olup da borcunu ödeyemeden ölürse, kıyamette de Allah yardımcısı olur.

  Belâya da şükretmek lâzımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka belâ yoktur ki, içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allah, senin iyiliğini, senden daha iyi bilir. Şer zannettiğin çok şey vardır ki senin için hayırdır. Hayır zannettiğin çok şey vardır ki senin için şerdir. En selâmet yol, ilâhî takdîre razı olman, her hâle şükür diyebilmendir.

  Oğlum! Son derece dikkat edeceğin bir cihet varsa, o da kimler ile düşüp kalktığındır. Şunu iyi bil ki bir sepet sağlam elma, içindeki bir çürük elmayı sağlama çıkartamaz. Fakat bir çürük elma, hepsini çürütür. Bunun için dâima sâlihlerle düşüp kalk!

  İyi arkadaş da, gül yağı satana benzer, ya satın alırsın, ya o sana biraz sürer veya hiç olmazsa yanında bulunduğun müddetçe güzel koku taşırsın. Kişi sevdikleri ile beraberdir. Dünyada kimi sever ve kim ile düşüp kalkarsan kıyamette onunla haşrolunursun. O hâlde ilmi ile amel eden âlimlerin ve sâlihlerin sohbetine devam et!

  Oğlum! Hayatta her şey Allah’ın taksîmi iledir. Allah; kimini zengin, kimini yoksul, kimini sağlam, kimini sakat, kimini âlim ve kimini câhil kılmıştır. Dünyanın düzeni ancak böyle sağlanır. Kendinden düşük kimseleri gördüğün vakit, böbürlenip onları hakîr görme! Sen onların yerinde, onlar da senin yerinde olabilirdi. İşte bunu düşünerek yoksullar ile arkadaş ol! Onlara karşı dâima alçak gönüllü olmaya çalış! İnsanlık ve İslâmlık vakarını koru! Saadet ancak böyle elde edilir. Dünya ve âhirette huzur istersen, kimseyi incitme! Senden gencini gördüğün vakit; “Bunun günahı benden az”, senden yaşlısını gördüğün vakit; “Bunun sevabı benden çok, bilmediğim tarafları ile benden daha faziletlidir” düşüncesi ile onlara bak! Bir âlim gördüğünde; “Bunun ilmi var, kendisini kurtarır”, senden câhilini gördüğünde; “Bu bilmez, Allah onu bağışlar”, diye düşün! Hattâ bir kâfir gördüğün vakit, son nefes belli olmadığından; “Allah Teâlâ buna hidâyet nasip ederse, bütün günahları bağışlanmış ve tertemiz olarak ilâhî huzura çıkabilir. Acaba benim son nefesim ne olur?” diye akıbetini düşün! Kendini ne kadar tanır ve ne kadar düşük görürsen, Allah katında o nisbette mevkî kazanırsın.

  Oğlum! Elinden geldiği kadar din kardeşlerinin ihtiyaçlarını karşıla! Zîrâ Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

  ”Kim mümin kardeşinin bir ihtiyacını giderirse, Allah Teâlâ da onun bir ihtiyacını giderir.” (Buhârî, Mezâlim, 3)

  Diğer bir hadîs-i şerîfte Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-şöyle buyurmuşlardır: “Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah Teâlâ da dünya ve âhirette onun ayıbını örter.” (Müslim, Birr, 72)

  Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermâyem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermâye, o kadar kıymetlidir ki, verilen her nefes, artık hiçbir şekilde ele geçmez. Nefesler sayılıdır ve azalmaktadır. O hâlde, nefeslerini iyi değerlendir ve bu fânî dünyâya yarın ölecekmiş gibi nazar et. Bütün azalarını haramdan koru ve takvaya sarıl.

  Allah’ım! Ömrümüzü saadetle sona erdir. Rızâ-yı ilâhiyyene ve Cemâlullâha nâiliyet nasîb eyle! Sabah-akşam bizi afiyetten ayırma! Takvayı bize azık kıl, tevekkül ve güvenimizi sana yönelt! Bizi hak yolda sabit kıl! İbâdete lâyık ancak Sen’sin. Sen’i noksan sıfatlardan tenzîh ederim. Sana lâyıkıyla kulluk edemediğim için zâlimlerden oldum.

Hamd, âlemlerin Rabbi Allâhu Teâlâ’ya; salât ü selâm, Fahr-i Cihan Efendimiz Muhammed Mustafâ’ya olsun!

 

9/5/2008

EFENDİMİZİN (SAV) 24 SAATİ

EFENDİMİZİN (SAV) 24 SAATİ


Hiç merak ettik mi acaba, canımızdan çok sevmemiz gereken ve -inşallah- sevdiğimiz Hz. Peygamber (sav) Efendimiz bir gününü nasıl geçiriyordu? Ne zaman yatıyor, nasıl kalkıyor ve bütün gün boyunca neler yapıyordu?

Peki O’nu niçin sevmemiz gerektiğini de biliyor muyuz? Güçlü bir iman ve derin duygularla bağlı olduğumuz peygamberimizi, ilim ve şuur yönüyle de tanımak ve bilmek, bizi gerçek kulluğa götürecek en büyük vesile olacaktır.

Sevmek Benzemeyi Gerektirir

Hz. Peygamber (sav)'i sevmek, herkese farzdır. Zaten, Cenab-ı Hakkı sevmek de buna bağlıdır. Allah-u Teâla’nın sevgili Peygamberini sevmedikçe, ona uymadıkça, Allah-u Teâla’yı sevmek saadeti ele geçmez.

Allah-u Zülcelal ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki Allah da sizi sevsin." (Al-i İmran; 31) Allah-u Teâla, Habib’ine böyle demesini emir buyurmaktadır. .

Saadete kavuşmak isteyen kimse, bütün adetlerini, ibadetlerini ve alış-verişlerini, kısaca tüm yaşamını O’na benzetmeye çalışmalıdır.

Bir kimsenin sevdiğine benzemeye çalışanlar, benzemeye çalıştığı kimseyi sevene, sevimli ve güzel görünürler. Bunun gibi, Hz. Peygamberi (sav) sevenleri de Allah-u Zülcelal sever. Bundan dolayı, görünen ve görünmeyen bütün iyilikler, bütün üstünlükler, ancak Hz. Peygamber (sav)'i sevmekle ele geçer.

Allah-u Teâla, sevgili Peygamberini, insanların en güzeli, en iyisi, en sevimlisi olarak yarattı. Her iyiliği, her güzelliği, her üstünlüğü O’nda topladı.

Ashab-ı Kiramın hepsi, O’na aşık idiler. Hepsinin kalbi, O’nun sevgisi ile yanıyordu. O’nun ay yüzünü, nur saçan cemalini görmeleri, lezzetlerin en tatlısı idi. O’nun sevgisi uğruna canlarını, mallarını feda ettiler. Evet, Allah’ı seviyorum diyenlerin, Ashab-ı Kiram gibi olmaları lazım...

Hz. Peygamber (sav)'e tam ve kusursuz tabi olabilmek için, O’nu tam ve kusursuz sevmek lazımdır. Tam ve olgun sevginin alameti de O’na tam olarak mutabaat etmektir. Yani, her söz ve davranışını O’na benzetmek, kısaca O’na uymaktır.

Kur'an-ı Kerim ve hadis kitaplarında, Hz. Peygamber (sav)'e mutabaat etmenin, dinin vazgeçilmez bir esası olduğunu kesin olarak ifade eden ayet ve hadisler pek çoktur.
Oysa Efendimizin şerefli yaşamı hakkında bilgisi olmayan birisinin O’na mutabaat etmesi düşünülemez. Çünkü bilmeden uyulamaz.

Peygamber Efendimiz (sav)’in Gündelik Hayatı

Hz. Hüseyin (ra), babası Hz. Ali'ye (kv), Hz. Peygamber (sav)'in bazı hallerini sormuş, Hz. Ali de şu şekilde anlatmıştır:

"Evine izin isteyerek girerdi. Evindeki zamanını üç kısma bölerdi. Bir kısmını Allah 'a (ibadet), bir kısmını ailesine ve kendisine. Sonra da insanlara ayırırdı."

Hz. Peygamber (sav)'in günlük olarak her zaman yaptığı gibi, sabah namazının farzından önce mutlaka iki rekat sünnet kılardı. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
"Sabah namazının iki rekat sünneti dünya ve içindekilerden hayırlıdır." (Müslim, Tirmizi)

Hz. Peygamber (sav) bütün namazlarını huşu ve huzur içerisinde korku ve ümit arasında kılardı. Nitekim, Mutarrıf (ra), babasından şöyle nakletmiştir:
"Hz. Peygamber (sav)’i namaz kılarken gördüm, göğsünden değirmen sesi gibi inilti çıkıyordu." Başka bir rivayette ise; "Göğsünden kaynayan tencerenin sesi gibi ses çıkıyordu." (Ebu Davud, Nesai)

Hz. Peygamber (sav) ümmetine de, bu şekilde namaz kılmalarını emretmiştir. Nitekim Ammar bin Yasir'den (ra) rivayetle diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:
"Bir kişi namazını kılınca, kendisine namazdaki dikkatine göre; namazın onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri ve yarısı kadar sevap yazılır." (Ebu Davud, Nesai, İbn Hıbban)

Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur: "Farz namazlar teraziye benzer. Eksiksiz yapan çok kazanır." (Taberani, İbn Hıbban)

Bu sebeple Hz. Peygamber (sav) namazlara çok büyük bir önem verirdi. Hz. Peygamber (sav) sabah namazının farzını, cemaate kıldırdıktan sonra, namazını kıldığı seccadenin üzerine, güneş iyice doğuncaya kadar otururdu. (Müslim)

Güneş Doğuncaya Kadar Zikir
Nitekim Enes bin Malik'den (ra) rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
"Kim sabah namazını cemaatle kılar, sonra güneş doğuncaya kadar oturarak Allah'ı zikreder, sonra iki rekat namaz (işrak namazı) kılarsa, ona makbul tam bir hac ve bir umre sevabı verilir." Enes (ra) der ki: "Tam bir hac ve umre sevabı" buyurdu. Bu sözü üç defa tekrar etti. (Tîrmizi)

Hz. Peygamber (sav) daha sonra uzaktan yakından kendisini görmeye gelenleri kabul etmeye başlardı. Gelenler halka şeklinde etrafında toplanırlardı. O, çevresindekilere vaaz eder, öğütler verir, sorularını cevaplandırır, hattâ gördükleri rüyaları tabir ederdi. Bazen sahabelere kendi rüyalarını anlatırdı.

Tavır ve Konuşması
Hz. Peygamber (sav)'in konuşması son derece tatlı ve gönül okşayıcı idi. Tane tane konuşur, her cümlesi, dinleyenler tarafından iyice anlaşılması için ayrı ayrı olurdu. Kahkaha ile gülmez, tebessüm halinde bulunurdu. O, insanların en halîmi, en yumuşak huylusuydu.

Hz. Peygamber (sav) şahsına yapılan, nefsine karşı işlenen hataları, yumuşaklıkla karşılardı; Allah'a ve imana yapılan, bir hücum olunca asla susmaz, gereken cevabı verirdi.

Hz. Peygamber (sav) insanların kusurlarını görmez, bazen görmezden gelir, çok zaman gözünü çevirir, kusurunu görse de yüzüne vurmaz, o kişiyle arasındaki saygı ve sevgi perdesini yırtmazdı.

Hz. Peygamber (sav)'in tevazusu, bilhassa insanlarla olan münasebetlerinde daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştır. Meclisinde kim olursa olsun, konuşan kimseyi, sabırla dinler, haktan uzaklaşmadığı müddetçe sözünü kesmezdi.

Bir gün adamın biri, Hz. Peygamber (sav)'i görmeye geldi. Fakat Peygamberliğin haşmetinden o kadar etkilendi ki, titremeye başladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav): "Korkma! Ben hükümdar değilim. Kuru et pişirerek karnını doyuran, Kureyşli bir kadının oğluyum." buyurdu. (Hakim)

Hz. Peygamber (sav) kendi yakınlarına ve sahabelerine devamlı hoşgörülü olduğu gibi, düşmanlarını da, özellikle onlar güçsüz bulundukları ve teslim oldukları zaman bağışlamış, suçlarını affetmiş, sonunda da pek çoğunun iman etmesine vesile olmuştur.

Peygamberimizden bir şey istenildi mi, asla "Yok!" demezdi. O, insanların en cömerdi idi…

Nitekim İbn-i Abbas şöyle demiştir:
"Hz. Peygamber (sav) insanların, en cömerdi idi. Özellikle Ramazan aylarında daha fazla cömert olurdu." (Buhari)

Duha Namazı
İnsanlarla sohbet etmesi, onların dertlerini dinlemesi genellikle, kuşluk vaktinin girmesine kadar sürerdi.

Kuşluk vakti gelince Hz. Peygamber (sav) bazen dört, bazen da sekiz rekat olmak üzere Duha namazı kılardı. Bu namazın fazileti hakkında şöyle buyurmuştur:
"Cennette, ‘duha kapısı’ denilen bir kapı vardır. Kıyamet günü bir münadi şöyle seslenir: ‘Ey Duha namazı kılanlar nerdesiniz? İşte gireceğiniz kapı burasıdır, Allah-u Teâla'nın rahmetiyle buradan içeri giriniz." (Taberani)

Hz. Peygamber (sav) Duha namazını kıldıktan sonra evine gelir, ev işleriyle meşgul olur, elbise ve ayakkabıları tamir eder, hayvanlarını sağardı. (Ahmed bin Hanbel)

Öğlen Namazı
Hz. Peygamber (sav) daha sonra Öğle namazı için hazırlık yapardı. Öğle vakti girince camiye gider, öğle namazının farzından önce ve sonra kılınan müekked sünnetleri kılmayı ihmal etmezdi.

Efendimiz öğleden sonra istirahat ederlerdi...

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vessellem) öğle namazını kıldıktan sonra, bir miktar uyur, ‘kaylule’ yapardı. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Öğleyin kaylule yapınız. Muhakkak şeytanlar öğle vaktinde kaylule yapmazlar.” (Müslim)

Kaylûle, öğle namazından sonra yapılan kısa istirahat ve uykuya verilen isimdir. Kaylûle yapan insan, bir sünneti ihya ettiği gibi aynı zamanda dinç olur, gece namazlarını, teheccüdü kılacak gücü kendine bulur. Fırsatı olan bu sünneti yerine getirirse iyi olur.

İkindi Namazı
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve selem) kaylûle yaptıktan sonra İkindi namazına hazırlanırdı. İkindi vakti girince, farzından önceki sünnet namazı bazı zaman kılar, bazen de terk ederdi. Hz. Peygamber (sav) bu sünnet hakkında hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Kim ikindinin farzından önce dört rek’at sünnet kılarsa, Allah-u Teala onun vücudunu cehenneme haram eder." (Taberani)

Hz. Peygamber (sav) ikindi namazını eda ettikten sonra, bir müddet oturduğu yerde kalır zikirle meşgul olurdu. Nitekim Enes bin Malik'den (ra) rivayetle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "İkindi namazından güneş batıncaya kadar, Allah'ı zikreden bir cemaatle oturmayı, İsmailoğullarından her birinin bedeli onikibin dirhem olan, dört köle azat etmeye tercih ederim." (Ebu Davud, Ebu Ya'la, İbn-i Ebi'd-Dünya)

Eşlerine Güzel Davranırdı
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Akşam namazına yakın saadet hanesine döner, eşlerinin her birinin yanına gider, azar azar oralarda kalır, hatırlarını sorardı. Hz. Peygamber (sav) hanımlarına güzel ahlakla davranmış, ümmetine de güzel ahlakla davranmalarını emretmiştir.

Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "İmanı en mükemmel olan mü'min, huyu en güzel olandır. Sizin de en hayırlınız, ailesine daha iyi davrananızdır. " (Ebu Davud, Tirmizi)

Akşam Namazı
Bundan sonra akşam namazının hazırlığını yapardı. Akşam ezanı okununca Akşam namazını kıldırır, daha sonra olan iki rekat nafile namaz (sünnet) kılardı.
Hz. Peygamber (sav) akşam namazından sonra zikir ve nafile ibadetle (Evvabin Namazı) meşgul olur, böylece yatsı namazının vaktinin girmesini beklerdi.

Yatsı Namazı
Yatsı namazının vakti girince, Yatsı namazının farzından önce, bazen nafile namaz (sünnet) kılar, bazen de kılmazdı. Yatsı namazının farzından sonra ise iki rekat (müekket sünnet olan) nafile namazı kılmayı ihmal etmezdi. Bundan sonra yatar, gece kalkıp vitir namazını kılardı.

Nitekim Cabir'den rivayetle bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Gece geç vakitlerde kalkmamaktan endişe eden kimse, vitir namazını yatmadan önce kılsın. Kim, gece geç vakitlerde kılmak isterse kılabilir. Zira gece kılınan namazda rahmet melekleri hazır bulunurlar, şahit olurlar ve daha faziletlidir." (Müslîm.Tirmizi)

Hz. Peygamber (sav) yatsı namazını kıldıktan sonra saadet hanesine döner, eşlerinden kimin sırası gelmişse geceyi orada geçirirdi. Yatsı namazından sonra konuşmayı sevmezdi. (Buhari)

Uyuması
Hz. Peygamber (sav) devamlı abdestli olduğu gibi, uykuya çekilirken de abdestsiz yatmazdı. Nitekim İbn-i Ömer'den rivayetle şöyle buyurmuştur: "Bir kimse abdestli olarak yatarsa, geceyi bir rahmet meleği ile geçirir. O kişi uyanır uyanmaz melek; ‘Allah 'ım! Falan kulunu bağışla, çünkü o geceyi abdestli geçirdi, diye dua eder." (İbn Hibban)

Bera bin Azib 'den (ra) rivayetle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

"Yatağına girdiğin zaman, namaz için olduğu gibi abdest al, sonra sağ tarafına uzan ve şöyle de: ‘Allah'ım, kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana döndürdüm. İşimi sana teslim ettim. Sırtımı sana dayadım, seni saydığım için. Senden başka sığınacak yer yoktur. İndirdiğin kitabına ve gönderdiğin peygamberlerine iman ettim.’ Bunu der de o gece ölürsen, müslüman olarak ölürsün. Son sözün bunlar olsun." (Buharı, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

Hz. Âişe (r.anha) validemiz şöyle anlatmıştır: "Hz. Peygamber (sav) yatağına girdiği zaman, ‘muavvizeteyn'i (Felak ve Nas Sureleri) ve Kul hüvallahu ahad'ı (İhlas Suresi) okur ellerine üfleyip, ellerini yüzüne ve vücuduna sürer ve bunu üç kere tekrar ederdi. Hastalandığı zaman aynı şeyi kendisine yapmamı emrederdi. " (Buharı, Müslim, İmam Malik, Tirmizi)

Yatma Şekli
Hz. Peygamber (sav)'in uyku alışkanlığı şöyleydi:
Yatsı namazının ilk vakti girer girmez namazı kılar, sonra bu duaları okur ve istirahata çekilerek, daima sağ tarafına yatar ve sağ elini yanağının altına koyarak uyurdu.

Gece yarısı veya üçte biri geçtikten sonra uyanır, misvağı daima başucunda durur, kalkınca önce dişini misvaklar, sonra abdest alır ve ibadetle meşgul olurdu. (Tirmizi)

Gece İbadeti
Hz. Aişe (r.anha) validemiz şöyle anlatmıştır: "Resulullah (sav) geceleri ayakları yarılıncaya kadar ayakta durur, ibadet ederdi. Ona: "Senin geçmiş ve gelecek günahların bağışlandığı halde bunu niçin yapıyorsun?" Dedim." Bana:
"Ben de şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurdu. (Buharı, Müslim)

Teheccüd namazı, Hz. Peygamber (sav)'e vacip olduğu için hiç terk etmemiştir. Bu ibadet ve zikirleri yaparken ümmetine de yapmalarını tavsiye etmiştir.

Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Sizden biri uyurken, şeytan kafasına üç düğüm atar. Her düğümün üzerine; ‘uzun bir geceye sahipsin uyu!’ diyerek elini vurur. O kişi uyanıp da Allah-u Zülcelal'i zikrederse bir düğüm, abdest alırsa bir düğüm, namaz da kılarsa bütün düğümler çözülür. Artık o kimse neşeli ve hareketli olur. Aksi halde neşesiz ve tembel olur." (İmam Malik, Buharı, Müslim, Ebu Davud, Nesai)

Diğer bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur; "Gece bir saat vardır ki, bu saatte Allah'dan dünya ve ahiret işiyle ilgili bir hayır isteyen müslüman kul ona rastlarsa, mutlaka istediği kendisine verilir. Bu, her gece olur." (Müslim)

Hz. Peygamber (sav) teheccüd namazını kıldıktan sonra sabah namazı için hazırlık yapardı, sabah namazının sünnetini odasında kılar ve cemâatle farzı edâ etmek üzere mescide giderdi.

Evet, Hz. Peygamber (sav) yirmidört saatini genelde işte bu şekilde değerlendirirlerdi.

Tövbeye önem verirdi
Gün içerisinde günde yüz sefer tövbe eder ve ümmetine de tövbe etmesini emrederdi. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur: "Ey insanlar! Allah'a karşı tövbe ediniz. Ben günde yüz sefer tövbe ederim." (Müslim)

Hz. Peygamber (sav) beş vakit farz namazın ardından yapılan tesbihatlara da çok önem verirdi. Ayrıca günlük okumuş olduğu dualar vardır. Yemekten sonra, eve girerken ve çıkarken, tuvalete girerken ve çıkarken gibi...

Hz. Peygamber (sav) günlük okumuş olduğu duaları okumak da ona mutabaattır, sünnetine uymak, O’nun yolunu izlemektir. (Bu tesbihat ve dualar için S.Konyevi’nin ‘Dualar’ isimli kitabına bakınız.)

Kim Hz. Peygamber (sav)'e mutabaat ederse, Allah-u Zülcelal o kulunu sever ve dostluğunu ona nasip eder.

Kaynak: Seyda Muhammed Konyevi, Örnek İnsan Hz. Muhammed (sav), Reyhani Yayınları.

Kaynak:Gülistan Dergisi - 60.Sayı Aralık 2005
http://www.gulistandergisi.com/dergi_oku.php?id=142

20/4/2008

ya resulallah





NAAT-I YA RESULALLAH

Ya Habiballah!
Merhametinden nisan yağmurları kabarır
Hüsnünden bahar tazelenir âlemlerde
İklimlere ihsan gözlerinden sunulur daima
Âlemin cana can katan gayesisin
Ya Resulallah!


Sükûtunda kışın şiddeti, sessizliği soğutur
Sevginin ateşinde karlar aşk, aşk diye eriyip akar
Rüzgâr senin rayihanla raks eder gökyüzünde
Gönüller mana hazzını senin azminden alır
Ya Resulallah!


Sen bütün şu âlemde güneşsin yaz ve kışıyla
Seni örnek alanlar tertemiz olur iç ve dışıyla
Sen ki afaktan enfüse her şeyiyle zarifsin
Akıl ölçülerinde en hoş ve de güzel tarifsin
Ya Resulallah!


Bilmenin ilminde hecelerken zatını naatlarla
Sevmekle gıyabında zatını en sevgiyle
Gönül iklimlerinde öyle bir tasarrufun var ki
Hikmetinle kuşatıp, kudretinle hükmedersin
Ya Resulallah!


Tohumlar aşkından iştiyak ile çiçeğe döner
Nimetler bollaşır sevginle rahmetler çoğalır
Edep ya Hu şifresinde mahbub-el Muhammedi
Senin çemberinin yörüngesinde tespihtir
Ya Resulallah!


Hasretle arayanlar vardır gizemli meçhullerde
İzine yönel ipte iz sürebilmek adına
Mührü muhabbet tasdik edince dil çözülür
Nasibi rahmandandır ve dahi Aşkın tarzıdır
Ya Resulallah!


An hazzında aşkın o hay solukları belirirde
Sevdaların saf ateşini yakarda gönülleri
Sen olmasaydın şu âlemde güzel açığa çıkmayacaktı
Karanlık dünyamızda her şey çirkin olarak kalacaktı
Ya Resulallah !!

İkramı bol gönlü yücesin şefaatinle daima
Bizki dil sevdasında yöneliriz risalet-i babına
Biliriz ki sensizliğe hasret besteleri okurken bile
Sen ise bizleri sevginle kuşatmaktasın
Ya Resulallah..


Bir naat-ı şahanedir dünyamızdan zatına atfolunur
Selatu selam iledir gönüllerden gönlünüze arz olunur
Sözler ki methini eylerken en can içre
Sana hasretimizin tezahürüdür bu dizeler
Ya Resulallah ..

 

varıdatı sır yani

5/4/2008

Müslüman toplumlar hayatının her alanına egemenmi.

 

 

 

Kur'ân ve sünnetin düzenledikleri ve

Müslümanlar arasında yerleşik bir sistem hâline getirdikleri genel İslamî hayat sistemi ile,

bugün Müslümanlara dayatılan yıkıcı ve fasit hayat sistemini karşılaştırdığımız,

sonra, "Allah, yakında öyle bir toplum getirecek ki,

O onları sever, onlar da O'nu severler.

Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetlidirler.

Allah yolunda cihat ederler, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar." (Mâide, 54)

ayetinin işaret ettiği husus üzerinde düşündüğümüz zaman göreceğimiz şudur:

Bugün biz Müslümanlar topluluğunu saran ve hayatımızın her alanına egemen olan

tüm rezillikler, -ki biz bunları önce kâfirlerden aldık,

sonra içimizde kök saldılar, bizzat bizim değerlerimiz hâline dönüşerek ürediler-

yüce Allah'ın ayette,

getireceğini vaat ettiği topluluğa ilişkin olarak dile getirdiği niteliklerin karşıtlarıdır.

Şunu demek istiyorum:

Bugün pratik hayatta sergilediğimiz tüm rezillikler, şu noktada özetleniyor:

Bugünkü toplum Allah'ı sevmiyor, Allah da onları sevmiyor.

Kâfirlere karşı alçak, süklüm büklüm, müminlere karşı zorba, tepeden bakmacı ve şiddetlidir.

Allah yolunda cihat etmez; her kınayanın kınamasından da korkar.

İşte Kur'ân bu çarpıcı gerçeği bu denli net ifadelerle muhataplarına anlatıyor.

İstersen şöyle de diyebilirsin:

Bu, gaybî bir haberdir.

Her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah,

İslâm toplumunun bir gün dinden döneceğini haber veriyor.

Kuşkusuz bu, terminolojik anlamda bir riddet değildir.

Bir düşüş, bir alçalış anlamında dinden dönüştür. Ulu Allah şu ayetlerde bu hususa işaret etmiştir:

"Sizden kim onları kendine veli yaparsa, o, onlardandır.

Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez." (Mâide, 51)

"Eğer Allah'a, Pey-gambere ve ona indirilene inansalardı, onları kendilerine veli yapmazlardı.

Ama onlardan birçoğu yoldan çıkmış insanlardır." ( Mâi- de, 81)

Allah, kendisine -dinine- yardım etmeleri durumunda kendilerine yardım edeceğini vaad etmiştir.

Kendileri desteklemeseler ve onların güçlerine katkıda bulunmasalar,

düşmanlarını zayıflatacağına söz vermiştir:

"Eğer Ehlikitap inanmış olsaydı, elbette kendileri için iyi olurdu.

İçlerinden inananlar da var; ama çokları yoldan çıkmışlardır.

Size eziyetten başka bir zarar veremezler.

Sizinle savaşsalar bile, size arkalarını dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez.

Nere-de bulunurlarsa, onlara alçaklık (damgası) vurulmuştur.

Meğer ki Allah'ın ipine ve insanların ipine sığınmış olsunlar." (Âl-i İmrân, 110-112) "

Meğer ki Allah'ın ipine ve insanların ipine sığınmış olsunlar" ifadesinden "

İnsanların onları dost edinmeleri ve sonuçta yüce

Allah'ın onları insanlara egemen kılması suretiyle bu zilletten çıkmaları mümkündür" şeklinde bir çıkarsamada bulunmak uzak bir ihtimal değildir.

Sonra yüce Allah -bu pozisyonda bulunan-

İslâm toplumuna, bir topluluk ortaya çıkaracağını vaat ediyor.

Bunlar öyle bir topluluktur ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler.

Müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı şiddetli ve onurludurlar.

Allah yolunda cihat ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar.

Daha önce de belirttiğimiz gibi,

onlara ilişkin olarak sayılan bu nitelikler, bugünkü İslâm toplumunda izine rastlanmayan niteliklerdir.

Ayetin üzerinde iyice düşündüğümüz zaman,

ayetin İslâm toplumunun ileride ne tür rezilliklere duçar olacağını

ve hangi alçaltıcı durumlara düşeceğini ayrıntılı bir şekilde haber verdiğini görürüz.

Bu rezilliklere ilişkin olarak, ahir zamanda meydana gelecek kimi gelişmelerle ilgili

Peygamberimizden (s.a.a) ve Ehlibeyt İmamlarından (onlara selâm olsun)

çok sayıda hadis rivayet edilmiştir.

Bu hadislerin bir kısmı art niyetli saptırmalardan ve tahriflerden kurtulamamışsa da,

bununla beraber bunlar arasında,

gelişmeler ve yaşanan pratik tarafından doğrulanan haberleri içeren hadisler de vardır.

Bun-lar, yaklaşık olarak bin yıl önce kaleme alınmış ilk kuşak âlimlerin eserlerinde yer almaktadırlar.

Bu eserlerin çoğu da gerçekten isnat edildikleri kişiler tarafından kaleme alınmış;

günümüze aktarılırken herhangi bir kayba uğramamış

ve birçok âlim tarafından onlardan nakledilmiştir.

Kaldı ki, bu rivayetler, o gün için henüz gerçekleşmemiş ve o sırada yaşayan insanların

beklemediği, tahmin etmediği ve edemeyeceği olaylara ilişkin haberler veriyorlar.

Dolayısıyla bunların doğruluğunu kabul etmek ve vahiy membaından derlendiklerini itiraf etmek

bizim açımızdan kaçınılmaz olmuştur.

Örneğin Kummî kendi tefsirinde babasından,

o, Süleyman b. Müs-lim el-Haşşab'dan, o Abdullah b. Cerih el-Mekki'den,

o Ata b. Ebi Ri-yah'dan, o da Abdullah b. Abbas'tan şöyle rivayet eder:

Resulullah efendimizle (s.a.a) birlikte Veda Haccını yerine getiriyorduk.

O sırada Resulullah (s.a.a) Kâbe'nin kapısına tutundu ve yüzünü bize çevirerek şöyle buyurdu:

"Size kıyametin işaretlerini haber vereyim mi?"

O sırada onun en yakınında Selman (r.a) bulunuyordu, dedi ki:

"Evet, haber ver ya Resulullah."

Peygamberimiz (s.a.a) şöyle buyurdu: "

Kıyametin işaretlerinden biri namazın ortadan kalkması,

şehevî arzuların peşine düşülmesi, tutkulara yönelik eğilimlerin artması,

mala büyük değer verilmesi, dinin satılarak karşılığında dünyalık şeylerin alınmasıdır.

Bu şartlar ortaya çıktığında,

gördüğü kötülükleri değiştirme gücünü kendinde bulamamanın verdiği ıstırapla

müminin yüreği ve içi, suda tuzun erimesi gibi erir."

Selman hayretle sordu:

"Bu da mı olacak ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, ey Selman!

Bü-tün bunlar olacak ve bu sırada onları zorba emirler,

fasık vezirler, zalim bilginler ve hain eminler yönetecektir."

Selman sordu: "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin olsun ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak.

Bu sırada münker (kötü) maruf (iyi) olacak, maruf da münker olacak,

haine güvenilecek, güvenilen kimse ihanet edecek,

yalan söyleyenler tasdik edilecek ve doğru söyleyenler de yalanlanacaklardır."

Selman, "Bütün bunlar olacak mı ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak ve bu sırada kadınlar yönetici olacak,

cariyelere danışılacak, çocuklar minberlere oturacak,

yalan bir beceri gibi algılanacak, zekât bir kayıp,

Müslümanların beytülmalını talan etmek bir ganimet gibi görülecektir.

Kişi anne ve babasına eziyet edecek, buna karşın arkadaşına iyilik edecektir.

Ve kuyruklu yıldız doğacaktır."

Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak ve o sırada kadın kocasının ticaret ortağı olacak,

yağmur normal mevsiminde yağmayacak, sıcak mevsimlerde yağacak,

cömert insanlar olabildiğince sert ve kaba olacaklar,

zor duruma düşen yoksul insan küçümsenecektir.

Bu sırada çarşılar birbirlerine yakın olacaktır.

Biri: 'Hiçbirşey satamadım' diyecek, bir başkası: 'Hiç kâr et-medim' diyecektir.

Bundan dolayı Allah'ı suçlar gibi konuşacaklardır."

Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacaktır ve bu sırada başlarına bir kavim musallat olacaktır ki

konuşacak olsalar, boyunlarını vuracaklar;

susacak olsalar, her şeylerini mubah sayacaklar, mallarına el koyacak,

saygınlıklarını çiğneyecekler.

Kanlarını dökecek, yüreklerine korku salacak-lar.

O sırada müminleri korkak, ürkek, pısırık ve çekingen görürsün."

Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak ve o sırada bir şey doğudan ve bir şey de batıdan getirilecek

ve bunlar ümmetimi etkileyip yönlendirecektir.

Vay ümmetimin zayıflarına, onların elinden neler çekecekler, neler?!

O zalimlerin de Allah'ın azabından dolayı vay hâllerine!

Bunlar küçüklere acımayacak, büyüklere saygı göstermeyeceklerdir.

Hiçbir kusuru bağışlamayacaklardır.

Onlarla ilgili haberler hep çirkin ve ağza alınmayacak cinstendir.

Bedenleri insan bedeni, ama kalpleri şeytan kalbi olacaktır."

Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Resulul-lah buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak ve o sırada erkekler erkeklerle, kadınlar da kadınlarla ilişkiye gireceklerdir.

Kızlar ailelerinin evinde kıskanılıp korunulduğu gibi erkek çocuklar da kıskanılıp korunulacak-lar.

Erkekler kendilerini kadınlara, kadınlar da kendilerini erkeklere benzetecekler.

Kadınlar eğerlere bineceklerdir. Ümmetimden onlara Allah'ın lâneti olsun."

Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman

bütün bunlar olacak ve o sırada mescitler tıpkı Kilise ve Havralar gibi yaldızlanacak.

Mushaflar süslenecek, minareler uzun olacak,

saflar kalabalık, ama kalpler birbirlerine karşı nefretle dolu olacak,

dilleri farklı şeylerden söz edecektir."

Selman, "Bunlar da mı olacak ya Resulallah?" diye sordu. Buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak ve o sırada ümmetimin erkekleri altın takılarla süsleneceklerdir.

İpek ve ibrişim giysiler giyinecek, kaplan derisini alış veriş metaı hâline getireceklerdir."

Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak ve o sırada faiz çok yaygın olacak,

gıybetle ve rüş-vetle iş görülecektir.

Dinin değeri düşecek, buna karşılık dünyanın değeri yükselecektir."

Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak ya Resulullah?" Buyurdu ki: Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak ve o sırada boşanmalar çoğalacak,

Allah'ın koyduğu hiçbir sınır, hiçbir hukuk gözetilemeyecektir.

Tabi, bütün bunların Allah'a bir zararı olamayacaktır."

Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak ve o sırada şarkıcı cariyeler ve çalgı aletleri ortaya çıkacak,

ümmetimi, en kötü ve en şerli fertleri yöneteceklerdir."

Selman, "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" diye sordu.

Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak ve o sırada ümmetimin zenginleri gezip dolaşma amacıyla,

orta hâlli olanları ticaret amacıyla, yoksulları da gösteriş ve desinler için hacca gideceklerdir.

Bu sırada bazı topluluklar,

Allah'tan başkası için Kur'ân öğrenecek,

Kur'ân'ı bir müzik melodisi, bir çalgı gibi algılayacaklar.

Diğer bazı topluluklar, Allah'tan başkası için fıkıh öğreneceklerdir. O sırada zinadan peydahlanan çocuklar çoğalacaktır. Kur'ân'ı teğanniyle okuyacaklar ve dünya için birbiriyle çekişecekler."

Selman, "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" diye sordu.

Buyurdu ki: "Evet, canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak ve o sırada haramlar çiğnenecek,

bol günahlar kazanılacak ve kötüler iyilere musallat olacaklardır.

Yalan her tarafı kaplayacak, inatçılık insanların tipik bir davranışı hâline gelecek,

yoksulluk baş alıp gidecektir.

İnsanlar giysilerle birbirlerine karşı övüneceklerdir.

Üzerlerine yağmur mevsimi dışında yağmur yağacaktır.

Vakit geçirmek amacıyla tavla, satranç gibi oyunlar oynamayı ve müzik dinlemeyi hoş karşılayacaklardır. Marufu emretmeyi ve münke-ri nehyetmeyi hoş karşılamayacaklardır.

Öyle ki, o dönemde bir mümin, toplumun en zelil kimsesi hâline gelecektir.

Hafızlar ve zahitler birbirlerini kınayacaklar, fakat

her iki grup da göklerin melekûtunda 'pisler ve necisler' olarak anılacaklardır."

Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak ve o sırada zengin yoksul düşmekten başka bir şeyden korkmayacaktır.

Öyle ki, bir dilenci, iki cuma arası el açıp dilenecek,

ama bu süre içinde kimse avucuna bir şey koymayacaktır."

Selman dedi ki: "Bunlar da mı olacak, ya Resulallah?" Buyurdu ki: "Evet,

canımı elinde bulunduran Allah'a yemin ederim ki, ey Selman,

bütün bunlar olacak ve o sırada 'Ruveybiza' konuşacaktır."

Selman dedi ki: "Anam babam sana kurban olsun, ya Resulallah,

'Ruveybiza' nedir?" Buyurdu ki: "

Halkın geneli hakkında, o güne kadar konuşmayan bir kimse konuşacaktır.

Fakat ondan sonra fazla yaşamayacaklardır.

Çok geçmeden yeryüzünden korkunç bir ses duyulacak.

Her topluluk o sesin kendi bölgelerinden geldiğini düşünecektir.

İnsanlar Allah'ın dilediği bir süre kadar bekledikten

ve kafaları üzerine yere geldikten sonra yeryüzü gizlediği madenleri dışarı atacaktır.

Yani, altın ve gümüşü." -Peygamberimiz o sırada sütunlara eliyle işaret ederek;-

"Bunlar gibi." dedi, "Ama o gün ne altın, ne de gümüş fayda verecektir.

İşte 'Onun belirtileri geldi.' ayetinin anlamı budur."

[Tefsir-ul Kummî, c.2, s.303-307]

Ravzat-ul Kâfi adlı eserde, Muhammed b. Yahya'dan

2/3/2008

Uçuş

 

 

 


 

Uçmakta, konmadan, kıyısız bir denizde ruh;
Benzer mi böyle bir kuşa Tufan içinde Nuh?
Üstünde gök, sürekli bulutlarla, yüklüdür;
Altında gür deniz ki ezelden köpüklüdür.
Çalkaltısında dalgası bilmez nedir sayı;
Milyonca dalga sürmede milyonca dalgayı;
Hiç durmayan gürültüsü bir türküdür, geniş,
Milyonca haykırıs dolu, milyonca sesleniş.
Yıldızlar ülkesinde açıldıkça yükseğe,
Başlar hayal edindiği alem görünmeğe.
Bir ruhu besliyen hava yalnız yukardadır.
Hulyayı daima uçuran duygulardadır.
Yalnız bu katta mümkün olur daimi uçuş.
Her hamlesiyle, ruh, o çelikten kanatlı kuş,
Ufkunda bir dakika görunmeksizin kara,
Hür gökte, hür denizde uçar, hür ufuklara.



 

23/1/2008

HER AN AYRI BİR ŞAN

 

 

 

 

İnsan bilirse kendini bulur rabbini

Ben yok asıl bu bir fasıl
Hayat hayki âdem suret

Âdem deki haydır asıl
Bu yüzden külli ruhin zaikatül mevt olunmayıp

Külli nefsin zaikatül mevtle tatlandırıldık 
bu sırdandır ki ruha hayat daima hay olarak sunulmakta

İnsan Farkı boyutlarda haz veya elem olarak hisseder

Dünya yaşamındaki davranışları gereği
belkide o zaman fark eder âlemi lâhuttaki fatiha melodisini

Yaşma imza atıldığından buyana vücud ikliminin mimarının

Biz haleflerine gönül ve akıl tekilliğinde hissettirdikleriyle
Hani ilk anda her şey sesten ibaretti,

Sonra da renkten, sonra esirden,
İlk sayha künden ibaret bir sesti,

Sonra fotonlardan oluşan bir renk
Sebül mesani sırrınca tayfın yedi rengince parlayan

Renkten renge dönen
Sonra o renk cümbüşü ses korosunda

Fatihayı kadimleştirir âlemlerde
Âlemler ilk defa enleşir varlık kimliğinde algılanmak adına
Hala hayal olmadığını kanıtlamaya

Bir nidadır su ve toprak
nefsin algılamasına rab sığasında

Muhataplık hitabıyla sunar kendini
Men arafe nefse hu fek ad arafe rabbe hu


Bu garip sırlı mizahi serüven bir halde durmadan hallenirken
Akil olanların tevekkülüne gönüllerden bir tatlı söz düşerki,

inna lillahi ve inna aleyhi racuun
İşte ondan sonra bir kez daha son- ra

Rahmet olarak âlemde tecelli eder
Hem tahayken göklerde ünlenir,

hemde yerde kul olup ta yasinlikle sinlenir
Bilemeyenler gülüp geçer belki ama,

Yazıyla muhatap olanca dinlenir
Zaten itikadın dinle muhatabı olanlar dinli değilmi...
Sizin için din olarak islamı seçtim derken

Din ve resul işbu usul
Muhammedi hiyerarşi ile muhabbeti eylerken hasıl
Kaderin külli sicilinde el adil ve hasıl
Femen miskale zerretin hayren yerah –

Ve men miskale zerretin şerren yerah
Zira her kim bir zerre miktarı hayır işlerse onu görecektir.
Her kim de bir zerre miktarı şer işlerse onu görecektir.

Her oluşum kişinin algılamasıyla mümkünleşir

İster müspet ister menfi
Güzel bakan güzel görür güzel düşünen güzel hisseder
Külli kaderdeki kudret ve karar hem el adil olanın hükmüdür
Hemde kahhar olanın mülkiyetinde bir cebirdir ki o el cebbardır
Kulsa bu muhayyer hayata

elestin bezminde iki secdelik bir irade eylemiyle beli demiştir
bu âlemde bilip bilmemesi şart değil
Nefislerin cebrine ram olarak kötü hasletlerle bezenenlere
Tevhit ağır gelse de sürekli bir anlaşmayla muhatabız ginede

değilmi ki günde kırk kez o sözleşmeyi yenileyip tekrar ederken

Fatihanın sözleşmesine saygımızı yad eder
Kul huvallahu ehad alla hu samed deriz

Ve ehadiyetine şek dokundurtmayız


Demek ki her yaratılan kaderi ilahiye deki

O ilahi konumunda bir sıfatla sıfatlanmış
Velâkin bu dünyada her bir nefis iradesinde muhtar değilmi
Her bir varlık asla hilkate muhalefet edemezken varlığında
Emanetin muhatabına muhayyerlik bahşedilerek

Halife unvanıyla onanan da insandır
Bu yüzden kalb verilmiştir insana

Eğer basiretle bakarsa görecek
Bakamayanlara zaten sözümüz yoktur
yaşarken yaşamın sahibine teşekkürü borç bilenlerle

Bilmeyenlerin âlemdeki imtihan sırrıdır bu anlatılanlar aslında

İslam bize kuranca bir tanıtılmama ile

Resulün tarifinde sunulurken
Biz kuranı okuruz furkanca ve kuranda bizi okur furkanca
O zaman işin sırrınca gönül el veduda açılır

Kul sevmenin sırrına erer
Ve derki Allahümme yâ Mukallibel Kulûb,

sebbit kulûbenâ alâ dînik-
Ey kalbleri evirip çeviren Allahım!

Kalblerimizi dininde sabitleyip perçinle.”
Bu kalbi olanların dil sığasındaki muhammedi senası
kalb yerine yürekle iktifa edenlere söylenecek sözü
Zikretmeyi buraya uygun görmüyor ve diyorum ki
Ya Musarrifel Kulûb, sarrif kulûbenâ ila tâatik-
Ey kalbleri evirip çeviren,

kalblerimizi ibadet ü taat sevdasına çevir!”
Kalblerinde gönül barındıranların sözleri

böylesine niyaz makamında dillenirken
O gönüllerdeki gerçek sahib  sevda ve aşkın şerhini
Bir adem oğlunda veya bir havva kızında tecelli eyletirki
İşbu cilveyi-rabbaniye yi çözene aşk olsun

VARIDATI SIR YANİ

 

20/1/2008

Ben Beni Bulmuşum Artık, Ne Yapsın Bize Ölüm...!

 

Yorgun bir yürek gecesinin sabaha erdiği saatler..Odamdayım.."

Cafer Tayyar Kendir" üstadımın dizelerini mırıldanıyorum takılmış kalmışcasına satırlara..

"Her doğan güneş, iner ya akşam sularıyla Gülüm;
Bizi de çağırırlar bir gün Berzah alemine Ölüm!.."
Yazgımızın akibetidir , matem duyulmaz gülüm,
Kimine firkat olsa da, bize şeb_i Aruzdur Ölüm.."

diyor üstad....

Ansızın hoşçakal derken,

yürekleri yaslı, yürekleri yaşlı ardında bıraktığı gülleri geliyor yüreğime medine kokulu sevdiklerimin... "Lebbeyk Allahım Lebbeyk.. Ben geldim..

Sağımda hz. Kuran, Göğsümde Sağlam İman,

Fikrimde Havfz_ı Yezdan..

Alemde Görmedim Hiç Böyle Makam..

Dünyayı Vereyim, Ben Burada Kalam.."

diyişi geliyor berzah yolcusu ablam'ın ..

Gözlerim yaşlı...Ölüm'ün Aşık'ların yüreklerini

coşturuşunu izliyorum yürek labirentlerimde..

Aşıkların yürekleri coşarken,

sevenlerin yürekleri çöllere döner ya

en derin vedalarda hani..

Mecnun eder kızgın Taif çöllerinde...

Ah Taif.. Sen taşlanan güzel insanların mekanı..

Hani kanadı kırık, yüreği kırık..

İçinde en derin sevgiler barındıran

Muhabbetullah dostlarımın mekanı...

"Zaman Gönül boyutunda, mekan sevgiyle Gülüm"

derdi Tayyar üstad..
"Sabır en güzel Müjdedir, şeb_i yeldadır Ölüm.."...

 

Söz incisini yürek gerdanına takıverdim de

düştüm yollara bu sabahları meçhul gecelerde..

Güzel insanlar güzel atlara binip de giderken

ardında bir selam, bir tebessüm, bir umut,

bir güneş, bir sünnet, bir aşk , bir şevk ve

bir iştiyak bırakarak..

Cehaletin Mekke'sinden,

Medeniyetin Medinesine "La illahe İlla Allah" diyerek

göç ederken , Yasinlerle, Fatihalarla,

sarsılmaz inançlar bıraktılar avuçlarıma..

Aşk'ın , sevginin, ümidin ve sabrın ve en güzeli Muhabbetullah'ın anlatılamaz hazzlarıydı onlar..

Bir gün yaşayanlar bile yaşamaz olur gülüm

derdin ya üstad..

Basu badel mevt ile yeniden sevdalar bizi ölüm

derdin hani bu şiirinin devam eden dizelerinde..

Basu badel mevt ile dirilmeyi bekliyorum şimdi..

Şahadet hazz'ında hem de..

Yüreklerden hasret diye feryatlar yükselirken

O'na cc. kavuşmak için, vuslat ki hayal edilir,

ardından gelirdi ya hani ölüm..

Ölmeden ölmek ve sonra Rabbin şahadet müjdesiyle dirilmek, ve ardından Kevserde toplanmak

Resullah sav.'in mekanında..

O'nun huzurunda, en kalbi sevgilerle

Dünya zindanında hasp olduklarımız ama

yüreklerine islamın en derin sevgilerini

bıraktıklarımızla hemde...

Hani cennet nasip olsa "

sevdiklerimi almadan girmem de girmemmm"

diye naz yapacaklarımızla...

Kuranca bir hayata yönelip de,

sünnetin şaşmaz rotasında huzura erip,

yola hazırlık yapmak vaktidir şimdi..

"İrcü Rabbik" sözüne , hasretin ümidine reca duyarak ... Ruhların, azat olunmasına engellerin çok olduğu

bu ahir zamanda , Ruh kuşunu " hu" diyarına

şimdiden göndermek lazım senin deyişinle be üstad.. Musa gibi Tur dağında sefer eyleyip de,

dünya nalınlarını çıkarmak gerek...

Bitmek gerek bitmek...

Hasretin hasadında "sabr" ı tesbih eyleyip ,

muhabbet naatlarıyla yılmadan..

Dökülmeden.. Kırılmadan...

Ahh.. Anlatamadım Muhabbetullah'ın tadını

ne desem boş.. Sadece yürek "ER" leri anlıyor işte.. "KER" olanlar ne bilsin..

Kişi gönlü feda etmedikçe maşuk'ları bulamazmışş.. Gönlü feda edenler hanii nerdeee...

Faniyette Adem olup, hiç'liğe soyunmadan

aşkın ateşinde yanamazmış hiç bir kul..

Ruhum doymuyor ki...Bunca ömrü boş eyleyip

aşkı arayıp duranların içinde,

gördüklerine aldanıp mal_i hülyalar kuranların içinde , gönül bir gönüle tutkun, sanki o aşk sanılırken,

nasıl anlatırsın muhabbetullahın hazzını

hasret gemilerinde ahhh...

Sevgili özge habib.. Künyesi habibullah iken,

ve tüm sevgiler

muhabbetullah makamından gelmekteyken,

nasıl yanılır insanlar ah..

Bir tek ELİF'ten, (CC) kaynaklanırken her şey..

Bela , çile , musibet, vedalar,

hepsi birer uyarı ve ikaz iken ;

bir inat ki nefsisten hep insan sayılmamaya!..

Yalan olan bu alemde halden hal'e geçiyoruz işte..

Ölmek, dirilmekmiş, akledenlere..

Öteler alemine özlem ile yanmakmış..

Aldanmamakmış dünya nimeti zannedilenlere..

Alemin sahibine dost olmakmış ölmek..

Ak olan emaneti, sabırla, aşkla, şevkle,

pak olarak rabbine teslim eylemekmiş..

Dünya müminin zinadanıymış üstad..

Ve bu zindanda, sevdiklerim hep "O" cc. imiş..

Sevgilerin asıl sahibinden gelirmiş bunlar....

Ve bizim göç'ümüz " EN YÜCE SEVGİLİYE" imiş..

Şimdi söyle bakalım üstad, "

Ben Beni Bulmuşum Artık, Ne yapsın Bize Ölüm ???? "...... Ne Yapsın....???

Zehra İSLAMAŞKI
05 EYLÜL 2007
İSTANBUL

 

 

 

5/1/2008

Çamlarla iman devrilir mi? ,

 

 

İnanç kavramının sınırını sadece Allah çizer.

Kâfirin, münafığın ya da mü'minin sınırlarını da Allah çizer.

İnsanın müdahalesi yoktur.

Yetişme tarzımıza, bulunduğumuz ortama, kişilerin yorumuna göre din yoktur. Hıristiyan Hıristiyandır, Müslüman Müslümandır, dinsiz de dinsizdir.

Bunun ortasında bir düşünce ve inanç yoktur. 

 

 

Hıristiyanların yılbaşısı gelince korkum dağları aşar.

Endişe, sıkıntı ve keder belimi büker.

İnsanların madde için ne hallere girdiğine,

nefis için neler yapabileceğine şahit olurum. 

 

İnancın özüne inmeyenlerin inançsızlığını bütün varyantlarıyla seyrederim.

İnanç kavramının sınırını sadece Allah çizer.

Kâfirin, münafığın ya da mü'minin sınırlarını da Allah çizer.

İnsanın müdahalesi yoktur.

Yetişme tarzımıza, bulunduğumuz ortama,

kişilerin yorumuna göre din yoktur.

Hıristiyan Hıristiyandır, Müslüman  Müslümandır, dinsiz de dinsizdir.

Bunun ortasında bir düşünce ve inanç yoktur.

 

Bu durumu dile getirince, yobaz, çağdışı oluruz da,

inançlar arasında dans edenler ise çağdaş olurlar.

Şunu bilmek istemezler, dinin kurallarını insanlar koymazlar.

Allah koyar. Peygamberi vasıtası ile bildirir.

İnsanlar da o kurallara uyarlar.

 

Bizim inancımızın esası şehadettir. “

Ben Allah'a ve O'nun Resulü'ne inandım,

ne getirmiş ise onu tasdik ettim” diyen bir kimse,

Kur'an ve sünnetin dışına kayamaz.

 

Kayarsa inancından da kayar. "

Ben Müslümanım, ama yılbaşı gecesinde eğleniyorum.

Noel Baba şekline girer, çamları süsleyerek Noel'i beklerim.

Hıristiyani eğlenceleri yaşamak kalbimdeki imanı mı alır?" diyemez.

 

Peygamber Efendimiz; "Aşure günü oruç tutanlara hitaben,

onlara muhalefet edin,

bir gün evvel bir gün sonra olmak üzere üç gün oruç tutun." demiştir.

 

Allah'ın Resulü, Medine'ye teşriflerinde

 

Medinelilerin eğlenip oynadıkları iki gün için;

"Bu günler neyin nesidir?" dedi. Ashab;

"Biz cahiliyye devrinde bu günlerde eğlenirdik ya Resulallah" dediler.

 

Allah'ın Resulü;

"Şüphesiz Allah size bu günlerin yerine daha iyilerini,

kurban ve fıtır günlerini (Kurban ve Ramazan Bayramı'nı) verdi" buyurdu.

 

Rasulullah; "

Kim bir kavme benzerse onlardandır" ifadesi ile

başkasına benzemenin yasak olduğunu ifade etti.

 

Müslüman Müslüman gibi olmalı,

Müslüman inancının misyonunu taşımalıdır.

Ebu Davud şerhinde Hanefi alimlerinden Ebü Hıfs el-Kabir; "

Nevruz gününde, o günü tazim maksadı ile müşrike hediye olarak

bir yumurta dahi veren kimse kâfir olur",

yine Hanefi alimlerinden Hasan b.Mensur da, "

 

Nevruz günü başka günlerde olmadığı bir şeyi satın alan

veya kâfirlerin saygı duydukları gibi saygı duyarak

hediye veren kimse kâfir olur." demişlerdir.

 

Alimlerin Nevruz'u örnek göstermeleri,

o gün kendilerine yakın olan Hıristiyanların

Nevruz'u bayram olarak görmelerindendir.

 

Bugünün Noel ve yılbaşılar, yumurta bayramlarının onlardan farkı yoktur.

Maksat, onlara benzememek, onlara özenmemek,

onların hürmet ettiklerine hürmet etmemektir.

 

Yani İslâmî kimliktir.

O kimliği korumaktır.

Taşıdığı imanın misyonunu muhafazadır.

Peygamber Efendimiz; "

Bir kavme benzeyen onlardandır" buyururken,

bu hususiyeti açıklığa kavuşturur.

Müslümanın, Müslüman dışında dostu yoktur.

Allah; "Ey iman edenler.

Benim ve sizin düşmanınız olan kâfirleri

kendilerine sevgi beslediğiniz dostlar edinmeyin" buyurur.

Başkaları ile dost olma sınırı, İslâm'dan uzaklaşmak ile başlar. “

Bu yılbaşıdır, eğleniyoruz.

Bu Noel'dir, çocukları eğlendiriyoruz.

Bu çamdır, eve yeşillik getiriyoruz.

Kardanadam yapıp yavrularımızla iyi saatler geçiriyoruz.

Horozlarla besliyoruz”...

Bu durum eğlencenin dışına çıkıyor.

Hıristiyanlık sevgisi veriyor.