ŞEMS'İN GİDİŞİ VE MEVLANA'NIN "ETME" ŞİİRİ

 

Mevlana, Şems ile Konya’da buluştuğu zaman tamamıyla kemale ermiş bir şahsiyetti.

Şems, Mevlana’ya ayna oldu. Mevlana, Şems’in aynasında gördüğü kendi eşsiz güzelline hayran oldu. Diğer bir ifadeyle Mevlana, gönlündeki Allah aşkını Şems’te yaşattı. Mevlana’nın Şems’e olan sevgisi, Allah’a olan aşkının ölçüsüdür.

Çünkü Mevlana, Şems’te Allah cemalinin parlak tecellilerini görüyordu. Mevlana açılmak üzere olan bir güldü. Şems ona bir nesim oldu. Mevlana bir aşk şarabı idi, Şems ona kadeh oldu. Mevlana zaten büyüktü, Şems onda bir gidiş, bir neşe değişikliği yaptı. Mevlana ile Şems üzerine söz tükenmez.

Son söz olarak şöyle söyleyelim, Şems Mevlana’yı ateşledi, ama karşısında öyle bir volkan tutuştu ki, alevleri içinde kendi de yandı.

 

Şems ile buluşan Mevlana, artık vaktini Şems’in sohbetlerine hasretmiş, Şems’in nurlarına gömülüp gitmiş, artık bambaşka bir âleme girmişti. Şems’in cazibesinden yana yana dönüyor, ilahi aşkla kendinden geçercesine Sema ediyordu. Bu iki dostun sohbetlerindeki mukaddes sırrı idrakten aciz olanlar, ileri geri konuşmaya başladılar. Neticede Şems, incindi ve Mevlana’nın yalvarmalarına rağmen Konya’dan şama gitti.(14 mart 1246 perşembe)

Şems’in ayrılığından derin bir ızdıraba düşen Mevlana, manzum olarak yazdığı güzel bir mektubu, Sultan Veled’in başkanlığını yaptığı bir kafileyle Şam’a, Şems’e gönderdi. Sultan Veled kafilesiyle Şam’a vardı, Şems’i buldu ve babasının davet mektubunu, hediyelerle birlikte saygıyla Şems’e sundu. Şems, ‘Muhammedi tavırlı ve ahlaklı Mevlana’nın arzusu kafidir. Onun sözünden ve işaretinden nasıl çıkabilir’, diyerek, Mevlana’nın davetine icabet etti ve 1247′de Sultan Veled’in kafilesiyle, Konya’ya döndü.

 

Şems’in Konya’ya gelişine herkez sevindi. Mevlana’da hasretin sıkıntılarından kurtuldu. Artık Şemsin şerefine ziyafetler verildi, sema meclisleri tertip edildi. Fakat huzurla, muhabbetle, dostluk içinde süren günler pek fazla sürmedi, dedikodular ve can sıkıcı durumlar yeniden başladı. Şems, o dedikoducu topluluğun yine kinle dolduğunu, gönüllerinden sevginin uçup gittiğini, akıllarının nefislerine esir olduğunu anladı ve kendisini ortadan kaldırmaya çalıştıklarını bildi, Sultan Veled’e dediki: Gördün ya azgınlıkta yine birleştiler. Doğru yolu göstermekte, bilginlikte eşi olmayan Mevlana’nın huzurundan beni ayırmak, uzaklaştırmak, sonra da sevinmek istiyorlar. Bu sefer öylesine gideceğim ki hiç kimse benim nerede olduğumu bilmeyecek. Aramaktan herkes acze düşecek, kimse benden bir nişan bile bulamayacak. Böylece bir çok yıllar geçecek de kimse benim izimi tozumu göremeyecek.'’ İşte Sultan Veled’e böyle yakınan Şems, 1247-1248 tarihinde Konya’dan aniden gidip kayboldu. Şems’in kaybolmasından sonra Mevlana herkesten onun haberini soruyordu. Kim onun hakkında aslı esası olamayan bir haber bile verse ve Şems’i falan yerde gördüm dese bir müjde için sarığını ve hırkasını vererek şükranelerde bulunuyordu. Bir gün bir adam, Şems’i Şam’da gördüm diye bir haber verdi. Mevlana buna tarif edilemeyecek şekilde sevindi ve o adama üstünde nesi varsa bağışladı. Dostlarından birisi, bu haber yalandır, o Şems’i görmemiştir dediğinde Mevlana şu cevabı vermiştir.'’Evet onun verdiği bu yalan haber üzerine üzerimde ne varsa verdim. Eğer, doğru haber verseydi, canımı bile verirdim.'’

 

Mevlana, Şems’i çok aradı, onun ayrılığı gönülleri yakan, sızlatan nice şiirler söyledi. Onu aramak için iki kere Şam’a gitti. Yine Şems’i bulamadı. Bu iki son seyahatin tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, büyük bir ihtimalle 1248-1250 yılları arasında olduğu söylenebilir. Sultan Veled’in ifadesiyle Mevlana, Şam’da siret bakımından Tebrizli Şems’i bulamadı ama, mana yönünden onu, kendisinde buldu. Ay gibi kendi varlığında beliren Şems’i, kendi gördü ve dediki:'’ Beden bakımından ondan ayrıyım ama, bedensiz ve cansız her ikimizde bir nuruz. Ey arayan kişi! İster onu gör, ister beni. Ben O’yum O’da ben.'’

(Mesneviden Seçmeler isimli kitaptan alıntıdır.)

 

Allah dostu bu iki büyük zat, ayrı düşmüşlerdi…

Şems; ‘artık buralarda durulmaz’ dedi dostuna,

acıtmaya başlamıştı gül bahçesini, dikenliklerden atılmaya başlayan taşlar.

 

Ve Mevlana, çıkan dedikodularla Konya’dan ayrılan Şems’e şiirle şöyle seslendi.

 

Duydum ki, bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.

Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.

 

Sen yad eller dünyasında ne arıyorsun yabancı?

Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.

 

Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru

Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.

 

Ey ay, felek harab olmuş, ziyan olmuş senin için

Bizi öyle harab, öyle ziyan ediyorsun, etme.

 

Ey, makamı var ile yokun üstünde olan

Sen varlık sahasını terk ediyorsun, etme.

 

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan

Sen ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.

 

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan

Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.

 

Âşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer

Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.

 

Ey, cennetin cehennemin elinde olduğu kişi

Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.

 

Şekerliğinin içinde zehir dokunmaz bize

Sen zehri şeker, şekeri zehr ediyorsun, etme.

 

Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle

Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.

 

Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı

Ey hırsızlığa da değen, hırsızlık ediyorsun, etme.

 

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil

Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.

 

Mevlana Celaleddin’i Rumi








Yorum Yaz